• 03 Temmuz 2018, Salı 19:42
MustafaYükselbaba

Mustafa Yükselbaba

TİCARET SAVAŞLARI DENİZLİ’Yİ ETKİLER Mİ?

TİCARET SAVAŞLARI DENİZLİ’Yİ ETKİLER Mİ?

2008 yılında dünya ekonomisinde yaşanan çöküş sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan krizin Türkiye’yi “teğet geçeceğini” söylemişti.  Aslında çok da teğet değil, “biraz” içeriden geçti. 2008’de yüzde 0,65 büyümeyle hemen hemen durma noktasına gelen ekonomi 2009’da 4,8 küçülerek 2001 krizinden sonraki ilk defa bir daralma yılı yaşamış oldu. Ancak ABD başta olmak üzere dünya ekonomisinin önde gelen devletlerinin parasal genişleme politikası bütün gelişmekte olan ülkelere olduğu gibi Türkiye’ye de önceki yıllara göre düşük faizli ve bol para akımı oldu. Büyük ölçüde bunun etkisiyle 2010’dan beri yüksek büyüme oranları gerçekleşti.

Buna karşılık ekonomide yaşanan başka sorunları ve diğer rakamları şimdilik bir tarafa bırakalım. ABD Başkanı Donald Trump’ın birçok macerasına bir yenisini ekleyerek başlattığı ve “iyidir” diyerek savunduğu ticaret savaşları, dünya çapında yeni endişe rüzgârları estiriyor. Geçen hafta Çin ürünlerine getirdiği yeni gümrük vergileri ve Çin’in misillemesi, ticaret savaşlarının artık geri dönülemez noktayı aşması olarak yorumlandı.

Aslında üretim süreçlerinin ülkeler arasında ayrılamaz biçimde iç içe geçtiği bir çağda, ülkeler arasında ticaret savaşlarının yeniden başlayacağı birkaç yıl önce söylense, çok saçma olduğu için gerçekleşmesi imkânsız bulunurdu. Çünkü ABD Çin ürünlerine gümrük vergilerini artırdığında, Çin’in o ürünleri üretmek için kullandığı ara ürün ve hammaddeleri Çin’e ihraç eden ülkelere ve ucuz işgücü için Çin’e yatırım yapıp orada yaptığı üretimi ABD’ye ihraç eden ülkelere de darbe vurmuş oluyor. Bu ülkeler arasında Türkiye de hatta ABD’nin ta kendisi de var. O zaman ABD neden kendi ekonomisine zarar verecek bir adım atıyor ve Çin ve Avrupa ülkeleri de buna misillemeyle karşılık veriyor?

Bunu sadece Trump’ın “deliliğiyle” açıklayamayız. Bütün krizler gibi 2008 krizi de dünya ekonomisindeki karmaşık ilişkilerin en berrak hale geldiği bir dönemeç noktası oluşturuyor. Parasal genişleme, bol para basılarak piyasalara sürülmesi hamlesiyle krizin etkileri ertelendi ve sınırlı da olsa dünya genelinde bir büyüme dalgası yaşandı ama 2008 öncesindeki yapısal sorunlar devam ediyor. Türkiye’de olduğu gibi dünya genelinde yatırımlar azalıyor, verimliliği artıracak yatırımlar yapılamıyor. Bir taraftan dünyanın büyük şirketleri trilyon dolarlar içinde yüzmeye devam ediyor. 

2008 öncesindeki onlarca yıl boyunca dünya ticareti üretimden çok daha hızlı artmış ve büyümenin motor gücü olmuştu. 2008’den sonra ticaretin büyüme hızı azaldı ve toplam ekonomik büyüme yavaşladı. Buna rağmen ticareti daha da küçültecek bir “korumacılık” dalgası gelebilir mi? Gelirse büyüme krizine çare olur mu? Bu ortamda Türkiye ve özellikle Denizli’nin ekonomisi nasıl etkilenir? Bu soruları rakamlarla ele almaya devam edeceğiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık